|
Alican Uludağ, bir süre yayın yönetmenliğini yaptığım Cumhuriyet Gazetesi’nin en başarılı muhabirlerinden biriydi. Sonra Deutsche Welle Türkçe servisine geçti. Orada da çok önemli haberlere imza attı. Yüksek yargıdaki siyasal müdahaleleri, tarikatların adalet kurumlarını ele geçirmesini, yolsuzlukları, rüşvetleri belgeledi. 2021'de Friedrich Naumann Vakfı'nın “Raif Badawi Cesur Gazeteciler Ödülü”nü aldı. Türkiye’deki gazeteciler, cesur haberciliğin cezasız kalmayacağını biliriz. Nitekim Alican da geçen hafta evinin basılmasıyla uyandı. 10 sivil polis tarafından, giyinmesine bile izin verilmeden, iki çocuğunun gözyaşları arasında tutuklandı.
Resmi gerekçe: Sosyal medya paylaşımlarında “cumhurbaşkanına hakaret etmek”, “yanıltıcı bilgiler yaymak… Savcılık, “Şüpheli şahıs Ankara’da yakalanmıştır” diye duyurdu. Her gün işine gidip gelen ve savcı çağırsa birkaç saat içinde ifadeye gidecek olan birini yatağından kaldırıp “yakaladık” demek alenen itibarsızlaştırma çabası…
Alican’ın suçlandığı X paylaşımlarına baktım; hakaret yok. Birinde “saray rejiminin Erdoğan’ı koltuğunda tutmak için kapsamlı bir plan yaptığından” sözediyor. Bir başkasında Erdoğan’ın sandıkta kaybettiği yerel iktidarı yargı eliyle geri almaya çalıştığını söylüyor. Atatürk Havalimanı'nda 45 kişinin ölümüne yol açan saldırı davasında 2000 yıldan fazla hapis cezası alan altı IŞİD’linin nasıl olup da salıverildiğini sorguluyor.
Alican da bizler de asıl “suç”un “hakaret” olmadığını biliyoruz. “Cumhurbaşkanına hakaret”, siyasi tutuklamalarda en sık kullanılan gerekçelerden biri…Asıl mesele, muhalif sesleri susturmak, susmayanı tutuklamak, konuşma niyetinde olanlara da gözdağı vermek...
Alican ilk ifadesinde sormuş: " Cumhurbaşkanını eleştirdik diye cezaevine atılacaksak neden Anayasa var?" Sonra da şu mesajı göndermiş: "Bu ülkede gazetecilere değer görülen yer ya mezar ya cezaevi. Şikâyetçi değilim. Gazeteciliğe ihanet etmedim. Kalemimi satmadım. Korkup biat etmedim. Gazetecilik uğruna bedel ödenmesi isteniyorsa hazırım. Gazetecilik yapmak için gerekirse çocuklarımın yaşları aksın ama ben çizgimden ayrılmayacağım. Arkadaşlarıma söyleyin, dik dursunlar, ben susmadım, susmayacağım.”
İşte Türkiye’de gazeteciler, mesleklerini, özgürlüklerini böyle savunuyor: Bedel ödeyerek, hapis yatarak, ama cesaretle ve taviz vermeden… Tutuklama, DW’ye de bir mesaj mı? Öyleyse bile umarım onlar da basın özgürlüğünü, Alican kadar kararlılıkla savunacaklardır.
|